Nam-ı Diğer Oruç Reis
Yıllar boyunca Osmanlı akıncılarının sınır boylarında yaptıkları yıldırma ve fetihlere hazırlama faaliyetlerini denizde gerçekleştiren, Avrupa’ya ve özellikle Papa’ya cesaret ve kahramanlıklarıyla korku salan: elde ettiği ganimetleri fakir-fukara, garip gurabaya dağıtan, kimsesizlerin koruyucusu, mazlumların sığınağı, leventlerinin cömert babası, yiğitler timsali bir deniz kurdudur aslında Oruç Reis.
Varını-yoğunu gaza için sarf eden; cömert, alicecap, yardımsever ve merhametli Oruç Reis, Müslümanlara zarar vermek isteyenlerden aldıklarını din-dil-ırk gözetmeksizin fakirlere dağıtan bir insanlık abidesi olmasının yanı sıra tüm leventleri tarafından baba gibi sevilen, iyi bir muharip, tehlikeli zamanlarda en iyi çareleri bulabilen muhteşem bir komutandı. Ciddi ve sert mizacının altındaki hayırsever şahsiyeti onu baba diye anılır hale getirmişti.
Bir Osmanlı Sipahisi olan Vardari Yakup Ağa Fatih Sultan Mehmed’in 1462 yılındaki Midilli Adasının fethine katılmış ve burada bulunan Bonova Köyü kendisine tımar olarak verilmişti. Fetihle birlikte buraya yerleşen Yakup Ağa evlenmiş ve İshak, Oruç, Hızır ve İlyas adında dört oğlu dünyaya gelmiştir. Çocukluk yaşlarından itibaren iyi bir eğitime tabı tutulan kardeşler yaşamış oldukları yer ve üzerlerine düşen vazife münasebetiyle devrin denizci milletlerinin lisanları olan İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve Rumcayı iyi derecede öğrenmişlerdi. Vardari Yakup Ağa’nın dört oğlu ticarette babalarına yardım ettikleri gibi Oruç ve Hızır reislerin gönlü daha çok denizlerdeydi.
Vardari Yakup Ağa’nın ikinci oğlu olan Oruç Reis ticaretle birlikte gönlünü denize verecek ve ileriki satırlarda dile getireceğimiz üzere davası peşinde geçen ömründe hiç evlenmeyecekti.
Midilli’de dünyaya gelen Oruç Reis’in doğum tarihi hakkında 1470 veya 1474 yılları rivayet edilir. Doğduğu yıldan gençlik çağına erişene kadar ticarette babasına yardım eden Oruç Reis, iyi bir tüccar olan babası Yakup Ağa’dan ticareti iyi derecede öğrenerek şahsi ticaret yapmaya başlamış ve zekâsı ve girişimciliği ile kısa zamanda gemi sahibi olmayı başarmıştır. Gemi ticareti ile kendine az vakitte yeni alanlar açan genç tüccar Mısır, Suriye, Trabluşşam’a mal taşıyor, oradan yüklediği malları Anadolu’ya getirerek ihracat yapıyordu.
Bu ticareti sırasında kendisinin en büyük yardımcısı kardeşi İlyas Reis’ti. Gemi seferlerinden birinde kardeşi İlyas’la birlikte Midilli’den Trabluşşam’a gidişlerinde Rodos Şövalyelerinin saldırısına uğradılar. Büyük bir savaş gemisiyle karşılarına çıkan şövalyelere karşı uzun süre direnseler de çarpışmada İlyas Reis hayatını kaybederken, Oruç Reis’te şövalyelerin esiri olarak Rodos’a götürüldü. Üç yıl kadar esir hayatı yaşayan Oruç Reis bir yolunu bularak Şövalyelerin elinden kaçmayı başardı ve Memlük Devleti’ne gidere burada bir süre amirallik yaptı. Esaretten sonraki amirallik döneminde söylediği rivayet edilen “YAŞAMA HAKKIN MÜCADELEN KADARDIR” sözü belki de Oruç Reis’i ve esaret yıllarından sonraki hayatını en iyi şekilde özetler nitelikte olmuştur.
Memlük Devleti’ndeki Amirallik görevi kısa süren Oruç Reis Osmanlı Şehzadesi Şehzade Korkut’un Sancakbeyliği yaptığı dönemde kendisine verdiği on sekiz büyük savaş gemisinin komutanı olarak göreve başlar. Ancak kısa zaman sonra Rodos’a yaptığı ani bir baskında tüm gemilerini kaybedip tekrar Şehzade Korkut’a başvurur. Kendisine bu defa biri yirmi dört oturak, diğeri yirmi iki oturak olan iki adet savaş gemisi verilir. Şehzade Korkut’tan aldığı bu ihsan üzerine Akdeniz’e açılan Oruç Reis ardı sıra seferler yaparak nice zaferler ve ganimetler elde eder. Kendisine ihsan edilen gemilerle elde ettiği ganimetleri o da insanlara ihsan etmeyi tercih eden Oruç Reis zamanla hem leventlerine olan cömertliği ve merhametliliği hem de zenginden alıp fakirlere dağıtmasıyla birlikte baba olarak anılmaya başlar.
Türk Denizcilik tarihinin önemli yerlerinden biri olan Cerbe Adası’nı 1513 yılının yaz ayında almayı başaran Oruç Reis burayı kendisine üst edinir. Kısa sürede Doğu ve Batı Akdeniz’de pek çok gemiyi zapt etmesinin yanı sıra Papa’ya ait “o zamanın en büyük savaş gemilerini, küçük tekneleriyle birlikte ele geçirince şöhreti tüm dünyaya yayılır. O tarihe kadar çektiri isimli gemilerin büyük baştardaları ele geçirebilmesi pek duyulmamıştı lâkin Oruç Reis’in stratejisi ve öngörüsü sebebiyle kimselerin başaramadığını başarmasına yol açtı ve bununla ünü dünyaya yayılıp, Avrupa’nın korkulu rüyası olmasına yol açtı.
Oruç Reis öylesine büyük bir stratejisti ki; Papa’ya ait ilk büyük savaş gemisini ele geçirince kendisi dahil olmak üzere esir ettiği askerlerin kıyafetlerini alıp tüm leventlerine İtalyan elbisesi giydirdi. Arkadan gelen ikinci savaş gemisi onları kendilerinden sanması sebebiyle gafil yakalanıp, ateş başlayıncaya kadar hiçbir şey anlamadılar. Zira ateş başlayıncaya kadar İtalyanlar bu gemiyi de kendi gemileri sanıyorlardı.